PENCERE
Şehir dışında büyük, gösterişli bir köpek çiftliğiydi. Yatılı çalışacaktım. Kalacağım yeri gördüğümde hevesim biraz kaçmıştı. At ahırlarının bitişiğinde tuvaleti, banyosu olmayan dört duvar bir odaydı. Kirli, alçak tavanlı, yıllardır sigara içen yaşlı bir mezar bekçisinin dişleri
gibi, sapsarı duvarları vardı. Gönyesi kaymış ranzanın üstünde renkleri gibi kendileri de birbirine karışmış yorganla çarşaflar yığılıydı. Yatağın süngeri kocaman rutubet adalarıyla doluydu. Oda tekrar açılmış bir mezar gibi kokuyordu. Göz mesafesinin yarım metre üzerinde zavallı, küçük bir pencereden süzülen bir ışık huzmesinde tozlar uçuşuyordu.
İlgilenmem gereken elliye yakın kafes vardı. Kapalı, boğucu bir alandı. Karşılıklı dizilmiş kafeslerin ortasında yaklaşık elli metrelik bir koridor uzanıyordu. Büyük bir çöp arabası ve elimde bir kürekle koridorun başında durdum. Sırayla her kafese girerek işe başladım. Kürek zemine yapışmış boku dağıttığında koku daha da dayanılmaz oluyordu. Köpekler beni ilk kez gördüklerinden korkuyor, kimi zaman da saldırganlaşıyorlardı. Koridorun sonundaki son kafesi de temizleyip kapısını kapattığımda nefes nefeseydim. Şimdi en başa dönüp, bu kez kafesleri deterjanlı suyla fırçalamam gerekiyordu. İkinci kez koridorun sonundaki son kafesi de kapattığımda gücüm kalmamıştı. Ama bir tur daha yapmam gerekiyordu. Son tur, basınçlı hortumla kafesleri durulamaktı. Tükenmiştim.
Sonunda yemek arası verildi. Aşçının tabldotu bana uzatan kirli, kıllı ‘king kong’ elleri iştahımı kaçırmıştı. Yemeğe dokunmadan dışarı çıktım. Su içtim, sigara yaktım. Bahçedeki köpekleri sevdim.
Öğleden sonra, ikinci turun ortalarında kötüleştim. Başım dönüyordu, düşmemek için kafes tellerine tutundum, kusuyordum. Ardından ağlamaya başladım. Kafeslerdeki bütün köpekler çıldırmış gibi havlıyordu.
Eşyalarımı toplamak için odaya gittim. Yaşlı mezar bekçisinin sırıtması karşıladı beni. Atların arasından geçerek tesisin çıkış kapısına doğru yürüdüm. Tesisin geniş, temiz, yemyeşil çimlerinde bir kadın ve küçük bir kız frizbi oynuyorlardı. Mutlu bir köpek aralarında koşturup duruyordu. Tv reklamı gibiydi. Tesisten ayrıldım.
Sırt çantam, elimde bavulumla yol kenarında yürürken herkesin, yanımdan geçip giden arabaların bile anasına avradına küfrettim.
bu maceranın sonu.

Yorumlar
Yorum Gönder