fil kalbi
en güçlü yanımız, sonumuz olabilir bazen..bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığınızda, kendinizi yatağınızda bir file dönüşmüş olarak bulabilirsiniz.böcek olmaktan daha acıklıdır bu. filler geniş otlaklarda her gün aynı güzergahı izleyerek yolculuk yaparlar. bunu bilen fil avcıları, fillerin geçiş güzergahlarına tuzak kurarlar. üzeri sazla, samanla, toprakla hafif örtülmüş dev bir çukur. sürünün en önündeki fil çukura düşer. sonra, siyahlar giyinmiş, yüzü gizlenmiş bir adam gelir çukura. fili kamçılar, döver, yaralar, aç bırakır ve gider. ertesi gün siyah giyinmiş adam yine gelir, file yine aynı şeyleri yapar. fil, bir kaç gün bu işkence altında çukurda acı çeker. sonra bir akşam, bu kez beyazlar giymiş biri gelir. açlıktan ve acıdan bitkin düşmüş file su ve yiyecek verir, hortumunu okşar, ona güzel şeyler söyler ve gider. siyah giyen adam, beyaz giyen adam, bu sıralama bir süre devam eder. fil, artık beyaz giyen adamı gördüğünde sevinir, ona tamamıyla bağlanır. beyaz giyen adam, çukurun eğimini düzleyerek fili çukurdan kurtarır. fil büyük bir minnetle adamın peşinden gider, adamın gönüllü kölesidir artık. oysa, ona işkence yapan siyah adam da, onu kurtaran beyaz adam da aynı kişidir.
sonra o file ne oluyor orwell'den dinleyelim: bir fil avıKalabalık sustu; sayısız boğaz sanki tiyatro perdesinin nihayet açılışını gören insanlarınki gibi derin, sessiz ve mutlu bir ohhh nefesi aldı. Nihayet, o birazcık zevki tadacaklardı. Tüfek, dürbünlü iyi cins Alman tüfeği idi. O zaman bir fil vurmak için kulak deliğinden girip diğerinden çıkan hayali bir çubuğu kesmek üzere ateş edilmesi gerektiğini bilmiyordum. Bu sebepten fil yan durduğuna göre tam kulak deliğine nişan almam gerekirken, fiilen beynin orada olacağını düşünerek deliğin birkaç santim önüne nişan aldım. Tetiği çektiğimde, patlamayı duymadım ve tüfeğin tepmesini hissetmedim. Fakat kalabalıktan yükselen şeytani neşe gürültüsünü duydum. O anda, bir kimsenin ancak düşünebileceği kadar kısa bir zamanda filin üzerinde esrarengiz ve müthiş bir değişme oldu: Ne kımıldadı, ne düştü fakat vücudundaki her çizgi değişmişti. Ansızın hastalanmış büzülmüş, oldukça yaşlanmış bir görünüme girdi. Sanki mevsimin korkunç etkisi onu yere devirmeksizin felce uğratmıştı. Nihayet, uzunca görünen bir süre sonra (ki 5 saniye olduğunu söyleyebilirim) iradesiz bir şekilde dizleri üzerine çöküverdi. Ağız salyalandı. Üzerine korkunç bir zaafiyet çökmüş gözüktü. İnsan onu binlerce yıl yaşlanmış zannedebilirdi. Aynı noktaya tekrar ateş ettim. İkinci atışta da yıkılmadı ama, ümitsiz bir yavaşlık içinde dizleri üzerine tırmandı; bükülen bacakları ve düşen başı ile zayıf bir tarzda doğruldu. Üçüncü kez ateşledim. Bu onun işini bitiren ateş oldu. Onun verdiği acının bütün vücudunu sarstığını ve bacaklarındaki son takati de aldığını görebilirdiniz. Fakat düşerken biran için arka bacaklarının altında katlanması nedeniyle kalkar gibi oldu. Sanki yuvarlanan dev bir kaya gibi dikeldi; hortumu, ağaç gibi göğe doğru yüceldi. İlk ve son defa boru gibi gürledi ve sonra karnı bana dönük şekilde uzandığım yeri bile sarsan bir çöküşle düştü. Kalktım... Burmalılar önümden çamur ortasında yarışa çıkmışlardı bile. Filin bir daha kalkamayacağı açıktı, ama ölmemişti. Uzun hırıltılı solumalarla ritmik nefesler alıyor, büyük tepeyi andıran karnı acı ile kalkıp kalkıp iniyordu. Ağzı sonuna kadar açıktı. Pembe boğazının derinliklerindeki mağaraları görebiliyordum. Ölmesi için uzun süre bekledim. Fakat soluması zayıflamadı. Nihayet geriye kalan iki atışımı da kalbinin bulunması gereken noktaya boşaltıverdim. Kırmızı bir kadifeyi andıran yoğun kanı fışkırdı. ,ama yine ölmedi. Bu atışlarda vücudu sarsılmadı bile, işkenceli soluma durmaksızın devam etti, çok yavaş ve büyük bir acıyla, ama benden çok uzak bir dünyada ölüyordu. Orada artık bir mermi bile ona daha fazla bir şey yapamazdı. Bu korkunç gürültüye bir son vermek gerektiğini hissettim. Bu büyük hayvanı, orada hareket edemez ve ölemez güçsüzlükte kendini bitirmeye bile muktedir olmaz halde yatar görmek bana korkunç gözüktü. Küçük tüfeğimi getirttim. Kalbine ve boğazına bütün mermileri boşalttım. Bunlar da hiçbir etki yapmamış gözüktü. Azaplı solumalar bir saat tıkırtısı kadar intizamla devam etti. Sonunda daha fazla dayanamadım ve uzaklaştım. Daha sonra yarım saat kadar can çekiştiğini öğrendim. Burmalılar heybe ve sepetlerini daha ben ayrılmadan getiriyorlardı bile.Akşama varmadan hayvanın kemiklerine kadar soyulduğunu duydum.
böcek olmaktan daha kötü, demiştim. ve işte artık, kendi fil kokumu alabiliyor, hortumumu görebiliyorum. soluğum yavaşlarken ve gözyaşım kalın ve çamurlu derimden süzülüp toprağa düşerken, onu gördüm, beyazlar giymiş iyi kalpli sahibimi. ve ilk kez gök yüzü mavisi gözlerini. beni kurtardığı gün gibi mutluydum onu gördüğüme. elinde bir silah vardı ve bana doğrultmuştu. artık bitir işimi, diye baktım mavi gözlerine. çok acı çekiyorum, bitir işimi. seni seviyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder