Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
Resim
(gündelik hayatın görgü tanığı) BAYAT EKMEK PARADOKSU bir karı koca vardı. Adam her akşam eve taze bir ekmekle gelirdi. Kadın taze ekmeği dolaba koyar, masaya dünden kalan bayat ekmeği  çıkartırdı. Her akşam aynı şey olurdu.  Bu döngü yüzünden yıllardır taze ekmek yemeyi  başaramamışlardı. Başaramayacaklardı da; çünkü,  ne adam her akşam ekmek almaktan vazgeçiyordu,  ne de kadın dünden kalan bayat ekmekten.

GÜNDELİK HAYATIN GÖRGÜ TANIĞI

Resim
GÜNDELİK HAYATIN GÖRGÜ TANIĞI odanın kör noktalarında duvar çatlakları bardağında soğuyan çay akvaryumun ölü balıkları. lütfen kes şunu artık! lütfen! lütfen! lütfen! her şey zaten acı kendiliğinden. ah, evleriniz. işiniz. arabanız. oturma gruplarınız. cehennem perdelerinden sızan ışıklarsınız. lütfen! lütfen! lütfen! duvardaki çatlak bardağında soğuyan çay ölü balıklar her şey zaten acı kendiliğinden.

BETA KURDUNUN ŞARKISI

Resim
ksu için. BETA KURDUNUN ŞARKISI asimetrik bir iklimin buzul çiçekleri acı sisleri ardında dans eden o kadın (benim sevgilim) gözlerinde yıldıztozları uçuşan. yürüdüğünde ardında iz bırakan ışıltılıböcek. ve bir gülümseme tanrıdan. asimetrik bir iklimin buzul çiçekleri acı sisleri ardında dans eden o kadın (benim sevgilim)

UNUTMAYI REDDETMEK

Resim
UNUTMAYI REDDETMEK gün, kendi güzelliğine doğar. duvar dibindeki yabanotu sarhoş uyanır.  kendine akan bir nehirde, istismara uğramış küçük bir kızın cesedi yüzer, kanı suyu karartır.  mutlu evler sağırdır, acı geçirmez.  kahkaha atabilen bir insan ya kötülüğün bizzat kendisi ya da patolojik aptaldır. gün, kendi güzelliğine doğar. duvar dibindeki yabanotu sarhoş uyanır. ve ancak unutanlar gülümseyebilir.

independente

Resim
''çalışıyorum. her ne kadar bunun ekonomik bir karşılığı yoksa da, çalışıyorum. belki, bilmiyorum, homo ekonomikusun nazarında eğitim zayiatıyım, dile takılan bir nakarat gibi, ne bileyim, serin bir rüzgar gibiyim yüze vuran, pahası olmayan, biçilemeyen. çalışıyorum. sesekam yok, asgari geçim indirimim yok, 'indirmiyorum' hiçbir yerden. çalışıyorum sade. fakat ekonomik bir karşılığı yok. rüzgar gibi, ne bileyim, ağacı gagalayan bir kakan gibi, kendini sevdiren bir kedi gibi, güzel. ama kayıtdışı bişey. tabii değil hiçbir vergiye. tabi deil. keşke 'özne' yerine başka birşey bulaydım da, kendimden, ben diye bahsetmeyeydim, bilmiyorum, gizli özne olaydım, daha iyi. az önce intependente yle ilgili bi yazı yazdım 'çalışırken'. bilmiyorum hatırlayan var mı o tankeri. yetmişlerin sonunda bi yunan gemisiyle çarpışmıştı da, onlu yaşlardaydım, camlarımız titremişti, sokağa fırlamıştık gece vakti, havayifişek gibi, güzeldi. sonra vapoorla yörüngesinde do...

PENCERE

Resim
Şehir dışında büyük, gösterişli bir köpek çiftliğiydi. Yatılı çalışacaktım. Kalacağım yeri gördüğümde hevesim biraz kaçmıştı. At ahırlarının bitişiğinde tuvaleti, banyosu olmayan dört duvar bir odaydı. Kirli, alçak tavanlı, yıllardır sigara içen yaşlı bir mezar bekçisinin dişleri gibi, sapsarı duvarları vardı. Gönyesi kaymış ranzanın üstünde renkleri gibi kendileri de birbirine karışmış yorganla çarşaflar yığılıydı. Yatağın süngeri kocaman rutubet adalarıyla doluydu. Oda tekrar açılmış bir mezar gibi kokuyordu. Göz mesafesinin yarım metre üzerinde zavallı, küçük bir pencereden süzülen bir ışık huzmesinde tozlar uçuşuyordu. İlgilenmem gereken elliye yakın kafes vardı. Kapalı, boğucu bir alandı. Karşılıklı dizilmiş kafeslerin ortasında yaklaşık elli metrelik bir koridor uzanıyordu. Büyük bir çöp arabası ve elimde bir kürekle koridorun başında durdum. Sırayla her kafese girerek işe başladım. Kürek zemine yapışmış boku dağıttığında koku daha da dayanılmaz oluyordu. Köpekler beni ilk k...
Resim
''kimi öpersem, İsa odur.'' isa'nın son yemeği traşlarını yazmayacağım tabii ki buraya. yeterince okumuşsunuzdur. yahuda iskariyot da aslında uzak bir karakter değil; herkesin hayatında vardır böyle biri, dudaklarıyla ihanet eden. tatlı bir öpüşle sizi çarmıha gönderen. simun petrus gibi bir dostunuz illa ki olmuştur, horoz ötmeden sizi üç kez inkar eden. zeytinlik dağında, getsemani bahçesinde, o gece,  tanrının oğlu bile olsanız, ölüm derecesinde kederlenirsiniz, teriniz kan damlalarına dönüşür, düşerken toprağa. tanrının oğlu bile olsanız, başa çıkamayacağınız acılar vardır bu hayatta,  çarmıhtan daha beteri, kalpte şeytani bir yara, belki bir maria magdelena. güruh, sürüklerken sizi golgota'ya, son yemek, içtiğiniz son şarabın tadı, göğsünüze yaslanan havarinin o sıcak nefesi, tanrının oğlu bile olsanız. iki hırsızla birlikte can çekişirken gökte, tanrıya neredeyse küfredersiniz, oğlu bile olsanız; eloi! eloi! lama sabaktani! ay kana ba...
Resim
fil kalbi en güçlü yanımız, sonumuz olabilir bazen. bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığınızda, kendinizi yatağınızda bir file dönüşmüş olarak bulabilirsiniz. böcek olmaktan daha acıklıdır bu. filler geniş otlaklarda her gün aynı güzergahı izleyerek yolculuk yaparlar. bunu bilen fil avcıları, fillerin geçiş güzergahlarına tuzak kurarlar. üzeri sazla, samanla, toprakla hafif örtülmüş dev bir çukur. sürünün en önündeki fil çukura düşer. sonra, siyahlar giyinmiş, yüzü gizlenmiş bir adam gelir çukura. fili kamçılar, döver, yaralar, aç bırakır ve gider. ertesi gün siyah giyinmiş adam yine gelir, file yine aynı şeyleri yapar. fil, bir kaç gün bu işkence altında çukurda acı çeker. sonra bir akşam, bu kez beyazlar giymiş biri gelir. açlıktan ve acıdan bitkin düşmüş file su ve yiyecek verir, hortumunu okşar, ona güzel şeyler söyler ve gider. siyah giyen adam, beyaz giyen adam, bu sıralama bir süre devam eder. fil, artık beyaz giyen adamı gördüğünde sevinir, ona tamamıyla bağlanır...